Sana dair sözlerim yok artık...
Klbimin kilidini kırıp, sonra kaçına uzaklar, tüm kelimelerim saçıldı ortalığa...
Öyle pervasızca döndü ki dilim, sandım nu kranlıkta ışıksız kalan sadece benim...
“Kanadı kırık güvercinin göklere salınması gibi bir şey” diye öğrenmiştim aşkı...
Bu yüzden belki susmaya korkak ve konuşmaya korkusuz, acemi bir asker cesaretiyle atladım sözcüklerin ortasına...
İçimden ne geçiyorsa söyledim.
Susmamalıydım.
Susarsam eğer kendi etrafıma ördüğüm duvarları asla aşamazdım.
Öyle toy bir yüreğim vardı ki...
Yorulmak, durup dinlenmek bilmeden seslendim sana...
Seni anlatan ne çok kelime vardı seslenirken anladım.
Ve... Sen beni anlamadın!
***
Sana dair sözlerim yok artık...
Kifayetsiz kaldı sözcükler aşkı anlatmaya...
Sen ve ben biz olmadan daha, anlamları kaybettirdin bana...
Beni anlamadığını anladığımdan bu yana tüm kelimelerim saklandı dört bir tarafa...
Beni anlamanı da beklemiyorum üstelik!..
Yüreğimi kelimelerimle yarıp, düşlerimi avuçlarıma aldım. Cebinde çeyrek düşü bile olmayan insanlara hediye ediyorum tek tek... Bir sana rastlayamadım.
Oysa düşlerimi kaybetmekten çok korkardım ben...
Deniz rengini kaybedince suları çekilir...
İnsan düşlerini yitirince ölür sanırdım.
Şimdi ölmek için belki, düşlerimi satılığa çıkardım.
***
Sana dair sözlerim yok artık...
Bir kşamüstü hüznünde vazgeçtim sana seslenmekten...
Rüzgârın üflediği kasya kokusuyla uyandım başımda sen, ortasında sen, sonunda sen diye biten düşümden...
Demirden bakışların yüreğime batan kelepçeleri hatırlatınca bana...
Oyuncaksız çocuklar gibi iç çekip ağlamaya başladığımda senin solgun renkli sözlerin gök kuşağına çevirmeye yetmedi dünyamı...
Gözlerimle ilgili tek düş bile satamadım sana...
Sevdamı ve ulaşılmazlığını omzuna yüklenip yollara revan olma vakti geldi.
Ant olsun!
Seni uğurlamak için bile düşmeyeceğim ardına...
***
Sana dair sözlerim yok artık...
Tek düşüm kaldı kaybetmekten korkup gerçekleşmesini istediğim...
Gülümseyerek ölmektir şimdi beklediğim...
Sesime aşina kulaklarına sessizlik çökütğünde, gururunu minder yapıp üzerine otursan da ve dağla dolusu haykırsan da bana...
Bil ki...
Avucumda kalan son düşü Azrail’e hibe edip...
Sen kokan...
Ve hep sen rengine bürünen bu dünyadan kelimelerimle birlikte kaybolmuş olacağım.
Hacer Elmacı, “Yusuf Yüzlü Yürekler”, Nesil Yayınları, İstanbul, 2004, s. 31-34.