Tanrı dağlarından süzülen bir çift göz, özgürlüğün en ulaşılmaz doruklarında insana mahkûm olacağını nerden bilirdi. Yüce dağların güzelliğine sevdalı varlığı, sahibinin elinde yeni bir mahkûmiyete kucak açıyordu. Başlangıçta nefretle başlayan bu çırpınış, zamanla sahibine ihanetten münezzeh bir köleliğe dönüşüyordu. Kişinin özelinde isyanın muhabbete boğun eğmesi.
İnsan vahşiliğinin ulaşamadığı uçsuz bucaksız bilinmezliklerde efsanevi bir Kazak savaşçısının elinde, efsaneler diyarında Zümrüt-ü Anka’ya özenen ve doğasının gereği olarak avının mecburu olan bir kartal. İkisinin de bilemediği avının peşinde diyardan diyara bir salınış. Gözleri bir tomağa ile kapalı, sahibine itaat ve güvenden başka bir seçeneğin düşünülemediği bir bağlılık hali.
Avcının kudretine malik avının peşinde sislerle kaplı tepelerden vadilere bir yarenlik. Yavrularıyla birlikte kendi avının peşinde bir dişi kurt karşılarına ilk çıkan, Bâtıni âlemdeki savaşı yavrularının desteği ile kazanmakta. Türk’ün doğasının bir sonucu. Av en az avcı kadar kudretli, onun kadar mağrur olmalı.
Günlerdir aç kalmasının içinde yarattığı büyük arzu, sevgiye susamış gönüllerin Kays’ın cemalinde çöllerdeki susuzluğunu anlatmakta. Gümüş rengi bedeni ile güneşin her dokunuşunda bir yıldızı kıskandıran ve sevda ateşiyle avcısına yaklaşan o güzel kurt, gözleri kapalıyken bile varlığını hissetmenin dayanılmaz ağırlığıyla kartalın çırpınışına sebep olmakta. Kazak savaşçısı için bu andan sonrası efsaneler arasında yapılacak mücadelenin ilahi tragedyasının izlenmesi.
Dünya ve insan özelinde arzuları temsil eden savaşçı, kartalın gözlerindeki peçeyi (tomağa) açmakla yükümlü. Yeni doğan her varlığın ışığı gördüğü anda ruhuna işleyen hayret ve heyecanla açılan kanatlar, kendini özgürlüğün ve bağımsızlığın en güzel diyarına doğru götürmekte. Gökyüzünde bu yolculuk, bazen bulutların doruğunda bazen karlı tepelerin arkasında sevgilisine yaklaşan bir meftunun hali. Hangi tarafın kazanacağının teferruattan ibaret olduğu, fedakârlığın aslolduğu ilahi bir halin ana remzi. Avına doğru süzülen kanatların arasında olabilmek için rüzgârın fırsat kollaması.
Ya Av! O ise olacakların idrakinde, dünya ile ezel arasında son yolculuğuna aracı olacak yârini beklemekte. Ömrünün her deminde yaşadığı bu bitmez tükenmez kavganın aksi sedasını kendi anında görmekte. Avcıda ise mum ışığına yaklaşan pervane misali yaklaştığı her anda, pençelerinden bedenine yayılan sıcaklık ile İran şairlerini kıskandıran bir destanımsı şiire dönüşmekte. Anın özlemi her iki taraf için dayanılmaz bir durumdayken, sevenin sevdiğine teslim oluşu, pençelerin kudretinin tüm bedeninde hissedilmesiyle anlam kazanmakta. Yüce kartalın gözlerinden tüm deryaya yayılan ateşi görmek arzusu, binlerce yıl ayrı kalan iki aşıkın birbirinden ayrılmak istemediği bir salınışına dönüşmekte. Son bir arzu için yalvarmakta kurt: “yıllarca ruhumda bir yük olarak taşıdığım, senin olan yüreği alma zamanı…”. Kerem’in son anındaki bir “of” sedası yankılanırken semada, güneşin ışığında binbir renkli tüyler sevenin kanıyla boyanmakta. Aldığı ilk lokma ve vücuduna yayılan kanla içindeki aşk ateşini söndürmekte kartal. Binlerce yılın muğlâklığında, Tanrı dağlarından Altaylara yayılan soru ise hala cevapsız;
“Sevilenin bitmek tükenmek bilmeyen ve her avında daha da vahşileşen arzularının yanında, sevdiği için kendini feda eden sevenin huzuru daha yüce değil midir?”
.
“Sevilenin bitmek tükenmek bilmeyen ve her avında daha da vahşileşen arzularının yanında, sevdiği için kendini feda eden sevenin huzuru daha yüce değil midir?”
.
0 yorum:
Yorum Gönder