Yalnızlıklar içerisinde kıvranıyorum. Kar yağıyor beyaza bürüyerek dünyayı. Düşen her tanenin benzersizliğinde, sıkıntı birikiyor üzerimde. Nefes alamıyorum. Konuşmak istiyorum, avazım çıktığınca bağırarak. Sesimin çıkmayışına isyan gibi parmaklarıma bırakıyorum kelimeleri.
Göğsümün üstünde bir yük, geçmişin her zerresinin dökülüşüyle ağırlaşıyor. Dilim kuruyor, parmaklarım yoruluyor. Beden mi yorulurmuş, yoksa ruhum mu taşıyamamakta bu yükü. İsyan etmek istiyorum, Nurettin Topçu’nun satırlarıyla. “Hareket Allah’ın insanda terkidir…” diyor Blondel bir köşede. O’ndan bu kadar mı uzaktayım, hareket etmeyi zûl sayarken.
Düşünceler üşüşüyor aç akbabalar gibi üzerime, vahşi haykırışları parçalıyor varlığımı. Her bir parçamı bir ulu dağa taşıyor. Hangisinin peşinde koşacağımı şaşırıyorum. Sonra en küçük parçama meylediyorum usulca. Aç akbabalar diğerlerini vermeyerek kaçışıyorlar. Dertleşiyorum zerremle, dünya gurbeti üzerine.
İlk senle başlamıştık diyorum usulca. İlahi istirahatgâhımdan çağırılırken, titreyen benliğim ilk seni gördü. Yaşamak gafleti seninle şekle büründü. Sonra senden diğerleri binlere bölündü, her biri emre boyun bükerek secdeye durdu.
Kapalı gökler yeni bir cana ağlarken, ilk çığlıklarla gözümden dökülen yaşlar eşlik etti onlara. Bir toy havasıyla gülüyordu insanoğlu. Oysa ebedi vatanımdan atıldığım gurbet âlemi yükledi hasreti boynuma.
İnsanlar kâh ağladı, kâh güldü. Yıllar geçti…
Kelimeler anlamlandı ilk önce, sonra sözde sınavlar sınavlar. Şimdi anlamlanan kelimeler değerini yitiriyorken, O’nun Kelamullahından başkası yalancı safsata.
“Emaneti göklere, yere ve dağlara önerdik de onlar, bunu üstlenmeyi reddettiler. Oysa insan bunu üstlendi. Evet, o çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzab Suresi: 72. Ayet)
Bu cehaletle yazmak, ayrı bir cesaret ve zalimliğin simgesi.
Yargılamaktan kaçarak, neden gülüyordunuz diye sormak yanlış mıdır? Kâinata gelen yüzbinlerce düzenleyiciye sırtını dönerek, nefsinin sesiyle yaşamaya çalışanların kurduğu cehenneme gelen bu cana neden gülüyordunuz? Bu hali gören günahsızlığımızla ağlarken, haliniz her dem artan cehaletin ve zulmün en yetenekli ressamın fırçasıyla bile çizilemeyecek tasviriydi.
Keşke oturup ağlasaydık halimize…
Akbabalar doymak bilmeyen arzularıyla midesine indirirken yokluk âleminde sahih olmayan varlığımın parçalarını, yine sen kaldın yanımda. İlk nazar ettiğim.
Görüyorsun değil mi, akan binlerce göz yaşlarını? Akbabalar neden bu kadar erken bitti diye gökyüzünde ağlıyorlar. Yere düşen her damlası, temiz gönüllere kara noktaları akıtıyor. Ben gülüyorum onlara inat. Sen benim emanetimsin tekrar can bulurken sunacağım, gerisi topraktan gelenin ona geri dönüşü. Gülüyorum bu sefer.
Ağlaşanlar ağlaşsın, ben gülüyorum…
0 yorum:
Yorum Gönder