4 Şubat 2011 Cuma

ELLERİMDE BİLYELER...

Ellerimin arasında çocukluk yıllarımdan kalan hayali bilyeler. Biri beyaz, biri alacalı, biri ise siyah… Bütün gizlerimi sakladığım benliğimin bu parçalarını, bir çocuk saflığıyla sana hediye etmek istiyorum.
Kendi ellerimizle inşa ettiğimiz zindanlarda kaybettik duygularımızı. Ellerimiz dokunurken sevdiğimizin saçlarına, aşkın ateşinde yanması gerekirken yanmıyor artık. Acılar içinde kıvranan bir garibin derdine, kaçamak bakışlarımızla bakıyoruz ancak seslenemiyoruz. Diyardan diyara okuduğumuz türküler ulaşırken sevdiğimize, bir acı feryat olarak duyuluyor. Sarhoşluğumuzla dolaştığımız çiçekler diyarından yayılan dayanılmaz rayihanın kaynağını bulamadan kokluyoruz. Yalancı baharın meyvelerinden aldığımız her lokma, vücudumuza zehrinler akıtıyor.
Duygularımızın arkasında korkarak saklandığı duvarlar…
Bu duvarları yıkmak isteyenelere ise, deli diyorlar. Veya gülerek daha çocuk diyoruz, çocukluğumuzun her an yeniden gelmesini istiyorken.  Çocukluğumuzu kirlenmemiş duygularımızla hissettiklerimiz için mi özlüyoruz? Çocuk olmak, düşünceler içerisinde hesap yapmadan koşturmak, rüyalar diyarında.
Bir lahza gördüğü böğürtlenlere, ilk ve tek aşkı gibi bakabilmeli insan. Yaklaşırken onun kokusunu duymalı, cennet meyvelerinin kokusuna eş bir hisle. Ellerini uzatırken her bir tanesine, hayatın ilk zalimliğini üzerine giyinmiş dikenlerle canın yanışını hissetmeli. İlk lokmadan çıkan sesi, uykuya dalarken annemizin söylediği ninnilere yormalıyız. Ve her bir parçasının dilinde bıraktığı tatla, “Ne güzel bu dünya…” diyebilmeli.
Çocuk olmak istiyorum, büyümeye inat. Saklanmadan anlatmak istiyorum kendimi, duyanın gerçekliğine iman edeceği bir samimiyetle yaşamak istiyorum. Bakmak istiyorum sevdiğimin gözlerine, başka bir ışık olmayan odamda sadece onun ışığına bakmanın vuslatıyla. Duymak istiyorum her tohumu, karlar altında “Ben de varım!” diyerek haykırırken. Dokunabilmek istiyorum bir buluta, yağmur damlalarını rahmetin emriyle akıtırken sırılsıklam gönlüme. Her zerresi ararken vücudumdaki yerini, tadabilmek istiyorum elime aldığım her meyveyi.  Ve koklamak istiyorum sevdiğimin saçlarını, tek bir kokuda düğümlenmek istiyorum...
Çok mu istiyorum?
Belki bu sorudur sorulması gereken.
Hayır, hayır, hayır…
Ben ilk halimi istiyorum, ilk halimle sana gelmek, sana tertemiz benliğimi sunmak, dilimdeki kelimeleri gönlünün her köşesine nakşetmek istiyorum. Çocukluğumun her baharında kaçarak üzerine kendimi bıraktığım çiçek tarlasındaki halim gibi bırakmak istiyorum sevdiğimin kollarına kendimi. Korkmamak istiyorum, korkutmamak… Ellerimi uzatırken sana, değişmeyen simalarıyla ellerimizin gönüllerimiz gibi birleşmesini istiyorum. Günün birinde “Acaba?” diye sorma istiyorum; her zaafımı kendimle birlikte sana anlatırken. Senden başkası olmasın istiyorum; duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, kokladığım, tattığım.
Çocuk olmak istiyorum…
Çok mu istiyorum?
 .
(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Deneme Atölyesi, Ankara: 26 Ocak 2011)

0 yorum: