13 Şubat 2011 Pazar

ZİRVE

“Nedir sevgi, eğer Zirve değilse!?
Ve nedir Zirve elinde sevgi yoksa?”
F. Muhiç
Son birkaç haftadır bu metafor üzerinde düşünüyorum. Her şiirde, zirve ile sevgi arasındaki ilişkiyi arar oldum.
Gönlün kıvrımlarında hangisi başlangıç, hangisi sonuç?
Yoksa çıkışı olmayan bu bilinmezin gerçekliğinde saklanan giz hangisinde?
Gizli bir hazineyken bilinmek isteyenin emrine boyun büküyorum. Sevgi ile ona uzanıyor, Zirve’ye yaklaşmaya çalışıyorum. Tasavvuf pınarından dökülüyor kelimeler. Gönlümdeki sevgi ateşini yakacak mürşidi arıyorum. Zirveye giderken onun yarenliğine muhtaç oluyorum. Benlik hamurumu nurla sarılı ellerinin arasına bırakmak istiyorum. Yoğrulmak istiyorum…
Yüzyıllar öncesinden geliyor Mevlana’nın sesi:  “Hamdım, pişdim, yandım…”
Cismani varlığına şekil veremediğim mürşidimin ellerinde yoğruluyorum. Çiğliğimin farkına varıyorum. Üçler, yediler, kırklar sesleniyor her köşeden. İlk adım benliğin bitmek tükenmek bilmeyen arzularıyla savaşmış, öğreniyorum. Bildikçe daha küçülüyor, küçülüyorum. Derken bir toz zerresine dönüşüyorum.
Bir gökdoğan yaklaşıyor yanıma, kanatlarının arasına giriyorum. Açılıyor kanatları ve uçmaya başlıyoruz. Dönüp bakıyor bir an bana; acıyor mu, gülüyor mu anlayamıyorum! Konuşmak istiyorum, gizleri sormak istiyorum. Ama Zirveye yaklaşırken insanlık hasletlerinden uzaklaştığımı zorda olsa anlıyorum. Ah mürşidim şekilden şekle giriyorsun diyorum gülerek. Yükseldikçe dünyayı arkamda bırakıyorum. Eksikliklerimi, arzularımı, isteklerimi, canımı ve seni…
Sen bu hikâyenin başlangıcı ve sevginin zahiri siması. Kaçıp kaçıp yanına sığındığım, yolculuğumun başlangıcı olan varlığından bahsetmeye muhtacım. Kalıyorsun dünyanda, bırakıyorum seni.  Oysa uykusuz gecelerimde kendime sır olarak sakladığım çok şey vardı sana söyleyeceğim. Ama zirve yalnızlık, kelimelerin ve senin olmadığın…
Kılıcın kınından çıkması gibi, nefsimin kabzasından sıyrılıyorum.
Şimdi duyuyorum O’nu, Zirveyi hissediyorum.
Kanatlarının arasındaki sığınağımdan, bir deli poyrazla savruluyorum. Sesini duyuyorum gök gürültülerinin arasında “O Bir’dir, yanına çağırdığı da birliğinin gölgesini yalnızlığında taşımalı…” diyorsun ardım sıra. Gökyüzünde savruluyorum. Bir bakıyorum Zühal yıldızındayım, bir bakıyorum Şimal yıldızında. Birden gök gürültüleri çoğalıyor, bulutlarda yıldırımlar çakıyor. Yaradan’ın emrine itaatle birleşiyorlar. Toprağımıza düşen yıldırımları biliriz ama bu her an fezaya çıkarak büyüyor. Arasına karışıyorum. Işık oluyorum. Pişiyorum, yanıyorum, elhamdülillah…
 .
Not: Bu deneme, değerli mütefekkir Ferid Muhiç Bey’in şiirlerinden oluşan ve “Zirve” ismini verdiği eserle bizlere sunduğu deryadan nasip olan bir damla ile doldurduğum kalemimin beyaz kâğıda bıraktıklarıdır.
 .
(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Deneme Atölyesi, Ankara: 26 Ocak 2011)

0 yorum: