7 Nisan 2011 Perşembe

KELİMELERLE LÂL OLMAK

Masamın başındayım.
Önümde çaresizce duran beyaz sayfanın üzerine izler bırakmaya çalışıyorum. Ruhumdan dökülen her nağmeyi âşk ile işliyorum.
Karalıyorum, sayfam kirleniyor. Karanlıklar içerisinde kalıyorum. Beyaz kâğıdın üzerine bıraktığımız izler neden siyah renkte? Beyazı siyahla kirletmek cüretini nereden alıyorum? Kalemimi masamın üzerine bırakıyorum, elimi ebemkuşağına uzatarak yeni renkler seçmeye çalışıyorum.
İhtiras ve arzunun rengi kırmızıya meylediyorum. Baktığım her gizemde kırmızıyı arıyorum. Ateş oluyor bir an yanıyorum. Alevlerden kaçarken aşk olarak karşıma çıkıyor, karşısında onu izleyerek yakılıyorum. Bedenimde dolaşmaya başlarken kan oluyor, varlığımın her zerresinde hissediyorum. Kalemimi bir hançer gibi elime alıyorum. Dilimden sevgiliye söylenecek feryatlar dökülürken, hançerimi kalbimin üzerinde gezdiriyorum. Onun üşüyen varlığına gözlerimden süzülen yaşlarla bakıyorum; yalnızlığına acıyor ve kalbime saplıyorum. Oluklarından kanlar süzülüyor, sevginin her hâliyle kâğıdımın üzerine damlıyorlar. Binbir türlü hâle bürünüyor her bir damla; sevgili, arzu, ateş, aşk ve sen oluyor. Bilinçsizce siyah çizgilerin arasına karışıyor,  kırmızıyla yazdıklarıma da gem vuramıyorum. Her yeri kırmızıya boyamaktan korkuyorum, kaçıyorum ondan.
Başka renkler arıyorum.
Neden saflığın simgesi beyazla yazmıyorum ki? Gözyaşlarımı biriktirdiğim şişenin içerisine divite dönüşen kalemimi daldırıyorum. Gözyaşlarımı siyah ve kırmızı renklerle bezedeğim dünyama akıtıyorum. Gözyaşlarımın değdiği her nokta, karayelin önünde çılgınca kendi yerini arayan dalgalar gibi, sayfamın üzerinde kabarıyor. İçerisinde kaybolduğum dağlar, vadiler, ovalar ortaya çıkıyor. Beyazı bırakmak istemiyorum ama çaresizim, çünkü bu tabiatın bilinmezliğin içinde yok oluyorum.
Diğer renklere meyletmeye cesaretim kalmıyor. Saatlerdir başucunda durduğum sayfamı ellerimin arasına alıyorum. Hayatımı parça parça bölen siyah çizgileri izliyorum, ruhumun her parçası bu sınırlardan birisinde kalıyor. Kırmızılar lâl taşına dönüşerek, her bir köşeye dağılıyor. Bu taşlardan birisinin ağlamaklı sesini duyuyorum: “Bedahşan madenlerinden çıkarırlar beni, boyarlar ciğer kanıyla ve binlerce yıllık uykumuzu uyandıran güneşle gelen aşkın ateşiyle kırmızıya boyanırım…”. Dinlemek istiyorum hikâyesini ama vadilerde akan kanın içerisinde kalan sesi boğuluyor. “Seni çıkaran madenci benim, kalbimden süzülen kanla boyadım seni ve aşkımın ateşinde beklettim varlığını.” diyorum ardı sıra. Beyazı arıyorum. Yüce dağların tepelerinde rastlıyorum izine, binlerce yıldır erimeyen kudretiyle insanlığın sırrını saklıyor. Vadilerden kanlar sızıyor, gönlüm kanıyor.
Dayanamıyorum varlığımı bu hâlde daha fazla görmeye.
Neden kendimi hep beyaz sayfalar üzerinde anlatıyorum ki?
Siyah bir sayfa istiyorum, üzerine beyaz bir destanın yazılacağı. Karanlık dünyaya bıraktığım her izin bir ışık, bir ümit olmasını diliyorum. Hayal dünyasında ellerimin arasına aldığım siyah kâğıdıma beyaz kalemimle bildiğim bütün güzellikleri nakşediyorum. Kalemim yaprağa her değdiğinde karanlıklar, beyaza dönüşüyor.
Başladığım yere dönüyorum, sayfam yine beyaz.
Yine korkuyorum yazmaktan…

(Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi Deneme Atölyesi, Ankara: 11.03.2011)

0 yorum: