Zincirlerimden başka kaybedecek bir şeyim yok… Zincirlerim nerede?
Varlıklarından habersizim, ama hissedebiliyorum. Bileklerimi kıpırdatamıyorum. Nefes alamıyorum. Esaretin en kötüsüne mahkûm edilmişim. Bedenim özgürlüğün sınırsızlığında dolaşırken, ruhum hareket etmekten aciz.
Varlıklarından habersizim, ama hissedebiliyorum. Bileklerimi kıpırdatamıyorum. Nefes alamıyorum. Esaretin en kötüsüne mahkûm edilmişim. Bedenim özgürlüğün sınırsızlığında dolaşırken, ruhum hareket etmekten aciz.
Düşüncelerim sınırsızca büyüyor, kafatasımın çatladığını hissedebiliyorum. Parmaklarım hissizleşiyor, dilim çoktan pelteleşmiş, gözlerimden kan damlıyor. Sınırlara mahkûmken sınırsızlığın kıyılarında dolaşmaya çalışıyorum. Ne büyük gaflet!
Zincirlerimi düşünüyorum, onlardan kopabilir miyim?
Gözlerimin önünden katarlar içerisinde gelip geçiyorlar; ailem, dostlarım, inançlarım ve sen. Birdenbire bedenim bu yolculuğun peşi sıra koşmaya başlıyor. Ruhum kalıyor ardı sıra.
Korkuyorum yalnızlıktan. Anlamsızlaşmaktan korkuyorum…
Bedenime geri dönüyorum, sürüklenmeyi ağlayan gözlerle kabul ediyorum.
Belki de zincirleri tanımlarken yanlış yapıyorum. Onları yeniden tanımlamalıyım. Aslında her zincir sahip olduğum yeni bir bağımlılığı tanımlamıyor mu? Onlar olmadığında yaşadığımı nasıl kanıtlayabilirim.
Mekân boyutundaki yerimi tanımlamalıyım. Dünya üzerinde enlem ve boylamlara göre bir yer bulabiliyorum bedenime. Ve bir şehirden diğerine veya bir kıtadan diğerine giderek mekânda yer değiştirebildiğime bir çocuk saflığında inanıyorum. Çerçeveyi genişletmeliyim. Güneş sisteminde bu hareketlerim nasıl bir anlam ifade eder? Ay’a yapılan yolculuk ise kâinatın hâlâ tanımlanamayan boyutu göz önüne alındığında bir kandırmaca, merkezde bir çırpınış olarak karşımda duruyor. Bu durumda mekândaki hareketim basit bir aldanışın önüne geçemiyor.
Dördüncü boyut olan zamanla bu problemi aşabilir miyim? Bu durumda ise karşıma ruhun sonsuz yaşamı içerisinde hayal âleminde yaşadığım kısıtlı ömrümün sınırlılığı çıkıyor. Birbiri ile kıyaslandığında zaman yaşantımın belirleyici ve sınırlandırıcı bir unsuru olmaktan çıkarak değersizleşiyor.
Mekândan ve zamandan münezzeh olma sıfatları Yaradana ait vasıflar olduğuna göre, kafamı ellerimin arasına alarak çaresizliğimi kabul etmeliyim.
Başladığım yere, yani kendime dönüyorum. Çaresizim her günden öte, zamandan ve mekândan öte. Döndüğüm her yanda zincirlerim, bu döngüde kıramadığım zincir halkalarını sevmeye başlıyorum. Şaşırmayın, yanlış da yazmadım seviyorum zincirlerimi.
Çünkü farkındayım artık, beni tanımlayan sahip olduğum o zincirler. Onlar olmasaydı bu sonsuz zaman ve mekân içinde yerimi nasıl bulurdum…
Hıdır Düzkaya

0 yorum:
Yorum Gönder