Kelimeler anlamını yitirdiğinde; suskunluk, hisseden yüreklerin kaçabildikleri son liman.
Aslında anlatabilmek isterdim kendimi. Dökülen gözyaşlarımın eşliğinde saatlerce sevgimi söyleyebilmek. Gözlerinin içerisine bakabilmek, sesini gönlümün kara kutusunda saklayabilmek, kokunu çiçeklere hapsedebilmek isterdim.
Her istek sukutuhayal denizine sürükleniyor. Hayat bir deli fırtınaya dönüşüyor, dalgalarıyla ruhumu ait olduğum sahilden uzaklaştırıyor. Tüm anlamlar, anlamsızlıkla boğuluyor. Dalgalar arasında çırpınıyor, boğuluyorum.
Dilime dokunan her damla sükûtu emrediyor. Bu acı zehri kana kana içiyorum. Kirpiklerini ok eyleseydin, kaşlarını yay ve vursaydın beni. Teslim olurdum sana, kanımı beyaz bir güle akıtırdım. Gözyaşlarımı dökerdim ayaklarının altına, benzersiz güzelliğinde aşkın ateşini dudaklarının kırmızılığında saklardım.
Oysa sen susmamı istiyorsun.
Her an ölerek yaşamamı istiyorsun. İntihar etmek bu kadar zor olmasaydı, kendimi sonsuzluğun ateşine belki bırakırdım.
Ruhum parçalanırken bedenimi tek parça halinde tutmaktan yoruldum artık. Sükût damlaları zehre dönüşüyor. Ruhumu parça parça yakıyor. Ellerinin arasındaki tasla, yeni bir günde yeni zehir parçalarını sunuyorsun. Korkmuyorum inan, sadece içim acıyor.
Ellerine, gözlerine, saçının her bir teline bakıyorum. Alıyorum ellerinin arasından bana getirdiğin sükût zehrini, gözlerimi kapatarak usulca içiyorum. Tas ellerimden düşüyor. Korkmuş gibisin, kaçıyorsun birden bire. Beni dalgalara bırakıyorsun.
Hayalin gözlerimin önünde, sessizce çırpınıyorum…
Hıdır Düzkaya
0 yorum:
Yorum Gönder