2 Ekim 2011 Pazar

AĞLARSIN BİLSEN

Ruhumun dehlizlerinde dolaşıyorum. Üzerine düzinelerce kilit vurduğum bir kapının önünde duruyorum.  Diğer duygularımı bastıran bir ses duyuyorum. Beni ben yapan belki bu sestir, kulak kabartıyorum. “Hangi maskenle geldin.” diyerek sesleniyor. Dizlerimin üzerine çökerek düşünmeye başlıyorum.
Geçici maskelerimden kurtulmak çabasıyla her hâlimde beni yalnız bırakmayan duygularımı arıyorum. Sevinci, aşkı, gülmeyi, ağlamayı, arzularımı bir kenara bırakıyorum. Geriye sadece hüznüm kalıyor. Neden hüzün?
Yalnızlığım mı hüzünü çağırıyor? Yoksa hüznüm mü yalnızlığa doğru koşmama neden oluyor? Arzularımın köleliğinde neden yaşayamıyorum? Neden mutluluk değil? Veya mutluluk ne? İçeriden gelen sesi anlayabiliyorum yine. “Kaçma!” diye haykırıyor. Göz pınarlarımdan yanaklarıma sıcacık gözyaşlarım dökülüyor. “Kaçmayacağım...” diye fısıldıyorum.
Akan her damla gözyaşımın ışığıyla anlamaya başlıyorum. Farklı kişiliklerimin anlamlandığı anlarda, onların peşinden yaptıklarım, yaşadıklarım. Ve her hareketim diğer kişiliklerimin isyanıyla karşılaşıyor. Hiç birini tam olarak mutlu edemiyorum. Mutluluğu bir yana bıraksam huzuru arasam…
Ruhumda huzura izin vermeyecek kadar büyük savaşlar yaşıyorum. Ve birden yine onun sesini duyuyorum, “Kaçamazsın benden...” sesi, duvarlara indirdiği yumruklara karışıyor. Ellerime bakıyorum, kanıyorlar...
Her duygum ruhumun bir parçasında kendine yer buluyor. Diğer parçalarım savaşmaya başlıyor bu duyguyla. Dalga geçiyorlar, gülüyorlar, kahkahalar içerisinde hâlime acıyorlar.  Tüm varlığımla hiçbir duygumu hissedemediğimi keşfediyorum. Ve bu yalanlar arasında beni terk etmeyen tek duygum, hüzün. Hüzün keşfetmeye çalışıyorum.
Yaşadıklarımın üzerime bıraktığı tortu mu? Saçlarıma düşen aklar mı? Ellerimin her gün biraz daha titremesi mi? Boğazıma düğümlenen gerçek yaşamın ağırlığı mı?
Tüm duygularım siliniyor. Şizofren kişiliğimin her yansımasının hissedebildiği hüznümle baş başa kalıyorum. Sadece onu hissedebiliyorum eksiksizce.
Önünde durduğum kapının kilitleri birer birer yere düşüyor. Kapı, usulca aralanıyor. Korkuyorum içeriye bakmaktan. Yanı başıma kadar sokuluyor. Onun da elleri kan içinde. Çaresizce gözlerimi kaldırıyorum. Ölümüm karşımda duruyor. Belim bükülmüş, yüzüm kırışıklarla dolmuş, son ümit kırıntılarını da kaybetmişim, varlığımdan geriye sade bir hüzün kalmış. Ve O anda titreyen seslerimizle birlikte aynı nakaratı söylüyoruz:
“Hangi maskenle geldin? Kaçma! Kaçamazsın benden...“

Hıdır Düzkaya

Not: Cemal Safi’nin aynı ismi taşıyan şiirinin “Bir kadeh mey için meyhanelerde, Ağlarsın düştüğüm hâlleri bilsen” beyitinin ruhumdaki emanetidir. 

0 yorum: